demek olarak etiketli yazılar
Referandumda Evet Demek
5 Ağu

Evet!
Güzel ülkemiz Türkiye’nin Cumhuriyetin ilamından bugüne tarihine bakıldığında toplum tarafından memnuniyetle karşılanmış veya tarihimize altın harflerle kazınmış bir vuku bulunmuyor.
Sadece elimizde her sene daha da coşku ile karşıladığımız büyük emanet olan Cumhuriyet var.
Cumhuriyet var ve biz bunu sadece her yıl coşku ile karşılamayı, daha da coşku ile karşılamayı görev biliyoruz. Çünkü “ulu önder Atatürk”, Türk evladına bunu tavsiye etmiş.. Peki Atatürk başka hiçbirşey tavsiye etmemiş mi ? ..

Ordu Göreve
Cumhuriyet Tarihindeki en bilinen ve en gerçek hakikat 2+1 3 kere darbe yemiş olmasıdır.
Darbelerin toplum düzeyinde algılanmaması için darbenin failleri aşırı derecede özen göstermişler. “Bu hareket size değil sizi yönetenlere” şeklinde bir kılıf uydurulmuş hep..
O günün basını (aynı zamanda bugünün de basını oluyor) buna sürekli alkış tutmuş. Sanki daha iyi ol-muş gibi göstermeye çalışmışlar..
Cumhuriyeti kuran Atatürk anahtarını da ‘halk’ a vermiş. Bunu doğru anlamayan veya anlamak istemeyen güruh ülkeyi zamanın sscb. gibi dikta ülkesine çevirmeye çalışmışlar.Sürekli kendilene görev çıkartmışlar-çıkartıyorlar.. Yani “kural budur, bu doğrultuda olmayanı alırız aşağı” tavrı üzerlerinden hiç eksik olmamış..
Fakat çoğunun unuttuğu yegane şey, ülkeyi yönetenin kim olduğu; O şahsın ismi, partisi, sosyal yaşantısı, dini, milleti gibi farklılıklarına bakılmaksızın “halkın seçtiği kimse” olduğudur. Yani kısacası darbe dediğiniz şey; halk “bu vatandaş benim temsilcim, beni yönetecek kişi” dediği halde, “Hayır bu seni yönetemez seni ancak ben yönetirim” tavrıdır. Bu gerçektir. Fakat bu gerçeğe rağmen tavır sergileyenleri anlamak da mümkün değildir..
Ne zaman cumuriyetçi güruhun bir eylemi olsa “Ordu Göreve” pankartları çıkıyor ortalığa..
Bu insanları o pankartı taşımaya iten şey nedir ?
Nedir Ordunun görevi ? More >
Bize ‘Ah!’ ettirene ‘Oh’ demek.. (Senai Demirci)
10 May
Malum son günlerde Deniz Baykal ve ortaya çıkan bir görüntü ortalarda dolaşıp duruyor, konu oldukça düşündürücü .. zira ‘özel hayat’ kavramı üzerinde bir kere daha düşünmemize vesile oldu.
Kimileri için oldukça ‘üzücü’ kimileri içinse ‘prim yapma zamanı’.. Fakat Senai Demirci çok farklı açıdan bu durumu anlatmış, iyi de yapmış.. Doğrusu ilk duyduğum andan itibaren düşüncelerim Senai Bey’in düşüncelerinden farklı olmadı.
Ecevit’in ölümünde hatırladığım “Bu kadına haddini bildirin!” diye bağırması aklıma nasıl geldiyse Deniz Baykal’ın da başörtüsünü üniversitlerden uzak tutmak için yaptıkları geldi aklıma.. Sonra katsayı problemi tam giderilmişken Anayasa Mahkemesine gidip iptal ettirmesi.
Her ikisi arasındaki en büyük fark Ecevit’in ölümünden sonra, Baykal’ın ise yaşarken beynimize işlenişi oldu.
Umarım Baykal’ın çocukları ve torunları ve muhterem Olcay Hanım için durum az sancılı geçer ve acıları çabuk diner.
Bu durumda Senai Bey’in Haber7.com sitesindeki yazısını alıntılıyorum. Olayın iç yüzünden ziyade bir mü’minin takınması gereken tavrı net bir dille anlatmış.
Bize ‘Ah!’ ettirene ‘Oh!’ demek..
Sırpların sivil Boşnak halka cinayetin en insafsızını, tecavüzün en vahşisini uyguladığı dönemler.
Boşnak askerlerin elinde ise çok sayıda Sırp esir var. Hepsi asker. İhtimal ki, serbest olsalardı onlar da aynısını yapacaklardı. Belki de yapmışlardı. Olan biteni duysalardı içten içe sevineceklerdi.
Boşnak asker soruyor başkomutana: “Şimdi biz bu esirleri ne yapalım?” More >


Son Yorumlar