Uzun bir ara ve yeni bir Elönü klasiği

Kübra bebek..

Kübra bebek..

Uzun zaman oldu bloğuma yazı eklemeyeli.. bunca işin arasında bu yazıyı eklemeseydim akşam uyku girmezdi gözüme.. başımı öne eğdiren bu yazı için kalemine sağlık elönü..

Kübra’nın Cenaze namazını TT ARENA’da kılacağım!

Kübra’nın cesedini ucube heykelin dibine gömün ki açlar gündem olsun!

Eğer taş üstünde taş bırakmayan heykeltıraş olsaydım Kübra’nın toprağından açlığın heykelini dikerdim! Kübra’nın kursağından geçmeyen ekmeğin heykelini dikerdim!
Tokluğu ucube olanların göbeğini Kübra’nın cansız eliyle kaşırdım! Bakın bakalım toprağın ağzına açlığı tıkılan Kübra’nın cesedi mi estetik yoksa güneş yağıyla sırtı sıvazlanan heykelin ehli keyif pozları mı estetik!
200 promil aç çıkan Kübra’nın nefesiyle mi gündem yapalım, tıksırıp şişe yuvarlayan eğlenceli sarhoşların faslı muhabbetlerini mi?
Kübra’nın cesedini Muhteşem Yüzyıl’ın kamera arkasına mı gömelim, padişah kaftanlarına sarıp sentetik yoksulluğu çıplak mı bırakalım! Ne yapalım biz! Kübra’nın kemikleri hangi şiddette sızlamalı ki vicdan denilen hiç organ artçı şokla sarsılsın!
Neyi tartışacaksın örtüsüne dandiklik yaftası geçirdiğin az tesettürlü kadın imajını mı yoksa toprağın tesettürüne 2,5 yaşında girmiş fazla aç Kübra’nın yoksulluğunu mu? Muhafazakâr zenginleri de eleştiririm Nişantaşı’nda vitrin sırtlayan ergen Beyaz Türkleri de!
Hiçbir partiye oy vermedim, vermeyeceğim… Darağacı odunundan yapılı oy sandıkları bana göre Kübra’nın tabutudur…
Liberallerin muhafazakârlarla flörtünü konuşacağıma bir cesedin Cennetle yaşayacağı aşkı konuşurum ben! Bedeni küçük olanın salası büyük olsun! Teşvikiye’den bonuslu Fatihalarla kalkan cenazelerin arkasında bir garibin yüzüne üflenecek tok fatihalarımız da olsun!
Bir günde Arena’da slogan sağanağına tutulan bürokratları konuşacağınıza yoksul vicdanları provoke eden kremalı zenginleri konuşun! Türbanı gündem örtüsü olarak kullanıp alnı açıkların başlarını sorgulayacağınıza, başı taşa değmişlerin garipliğiyle gündem açığını kapatın, ne olur yani?
Diz üstünden kahve içerek şutladığım yazıyı yazan kendime de Kübra’yı öldükten sonra gündemine alan aciz yiğitliğime de yazıklar olsun ki kuru lafımın cesedinden daha kutsal daha berrak daha saf bir ceset karşısında vicdanıma da had bildireyim!
Esra Elönü – Haber 7

Senai Demirci’den Başbakana Açık Mektup

Bu yazı üzerine ne söylenebilir ki ? Bundan böyle top Hükümettedir.

Sayın Başbakan’a bir milyon imzalı açık mektup…
Sayın Başbakanım, kendimi hatırlatayım. Ben “Dr. Senai Demirci”. Bir kurumum ben. Kapıları, duvarları, pencereleri , öğrencileri, çalışanları olan bir kurum. Her gün “özel” misafirler gelir bana. Kolayca mutlu olabilen insanlar bekleşir bende. Herkesin sıradan sandığını bir mucize heyecanıyla karşılayan sıra dışı bakışlar uğrar bana. On sekiz yaşındaki oğlunun bir adımıyla bayram eden babalar ağırlarım ben. Beş yaşındaki kızı yarım yamalak da olsa“anne” dedi diye sevinç gözyaşı döken anneler tanırım ben.

Senai Demirci

Senai Demirci

Sizin eserinizim aslında. Bir uğrasanız bana; suskun ama muhteşem, görünmez ama gönüller imar eden bir eserinizi göreceksiniz. Yolunuz düşerse benim gibi bir kuruma, ne büyük iyilik yaptığınızı, ne çok hayır dua aldığınızı gözyaşları içinde idrak edeceksiniz.

Sizin ve hükümetinizin büyük bir özenle, sessiz bir adanmışlıkla var ettiği kurumlardan biriyim ben. İcraatlarınızın görünmeyeni, hemen alkış almayanı… Ama otoyollardan çok daha süratle insanları buluşturanı. Köprülerden çok daha zarifçe şehirlerin iki yakasını bir araya getireni. Tünellerden daha etkili biçimde engelleri ortadan kaldıranı.

Bir Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’yim ben

Down Sendromlu çocuklarından utanan ve utandırılan anne babalar için bin tebessüm kaynağı olmak üzere yola çıktım. Continue reading

Ne Okumalı ? (Ali Bulaç)

Ali Bulaç

Ali Bulaç

Ne okumalı? -Dört aşamalı alternatif bir okuma programı- / Ali Bulaç (14.10.2007)
Üst yazıyı okumadan programı direk incelemek için tıklayın.
Rahmetli İsmail R. Faruki “Bilginin İslamileştirilmesi” çerçevesinde bir “eğitim programı” geliştirmişti. Malezya’nın önemli mütefekkirlerinden Nakip el Attas, İslam dünyasının ayağa kalkmasını sağlayacak ana faaliyetin “edep” merkezli “eğitim” olduğunu düşünüyor ve büyük emek harcayarak hazırladığı programını uygulama şansı bulabiliyor. Bu konu 20. yüzyılın en önemli sorunuydu. Rahmetli Şeriati, bununla ilgili olarak “Ne yapmalı?” diye sormuştu.
Evet, bu soru önemli. Hepimiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ama belli ki bir şeyler aksıyor ve bunun sebeplerinden biri çoğu zaman “bilmeden yapmamız”dan kaynaklanıyor. “Bilmek” için “okumak” lazım. Okuyarak bildiklerimiz bizim yapıp-ettiklerimize ışık tutar, bize sağlam bir arka plan sağlar. Bunun için yapmayı bırakmak gerekmez, çünkü okuyup öğrenmenin süresi ve sınırı yoktur, belki okumaya paralel olarak yapmaya devam etmesini öğrenmeliyiz. Bu yüzden “Ne yapmalıyız?” sorusuna “Ne okumalıyız” sorusunu da ekleyip ikisine cevap aramalıyız. Belki de iki sorunun cevabı aynıdır.
Continue reading

İslamcı tabirini kullanmak

Hakan Albayrak

Hakan Albayrak

Bu Hafta Gerçek Hayat Dergisinde Hakan Abinin yazısı oldukça önemli bir soruya açıklık getiriyor. Aşağıda sizlerle paylaştığım yazı ve çok daha fazlası için gerçek hayat dergisine abone olabilir veya gazete bayilerinden ısrarla isteyebilirsiniz :)

“Geçenlerde bir sohbette yine mevzubahis oldu: İslamcı tabirini kullanalım mı – kullanmayalım mı ?

ben kullanıyorum. Kendime islamcı diyorum ve bunda bir sakınca görmüyorum.

İslamcılık da neymiş? Eskiden İslamcılık mı vardı ? Hepimiz müslümanız işte, böyle bir tanımlamaya gerek yok diyenlere katılmıyorum.”

Devamı için Gerçek Hayat’a müracaat ediniz :)

Bize ‘Ah!’ ettirene ‘Oh’ demek.. (Senai Demirci)

Deniz Baykal

Malum son günlerde Deniz Baykal ve ortaya çıkan bir görüntü ortalarda dolaşıp duruyor, konu oldukça düşündürücü .. zira ‘özel hayat’ kavramı üzerinde bir kere daha düşünmemize vesile oldu.

Kimileri için oldukça ‘üzücü’ kimileri içinse ‘prim yapma zamanı’.. Fakat Senai Demirci çok farklı açıdan bu durumu anlatmış, iyi de yapmış.. Doğrusu ilk duyduğum andan itibaren düşüncelerim Senai Bey’in düşüncelerinden farklı olmadı.

Ecevit’in ölümünde hatırladığım “Bu kadına haddini bildirin!” diye bağırması aklıma nasıl geldiyse Deniz Baykal’ın da başörtüsünü üniversitlerden uzak tutmak için yaptıkları geldi aklıma.. Sonra katsayı problemi tam giderilmişken Anayasa Mahkemesine gidip iptal ettirmesi.

Her ikisi arasındaki en büyük fark Ecevit’in ölümünden sonra, Baykal’ın ise yaşarken beynimize işlenişi oldu.

Umarım Baykal’ın çocukları ve torunları ve muhterem Olcay Hanım için durum az sancılı geçer ve acıları çabuk diner.

Bu durumda Senai Bey’in Haber7.com sitesindeki yazısını alıntılıyorum. Olayın iç yüzünden ziyade bir mü’minin takınması gereken tavrı net bir dille anlatmış.

Bize ‘Ah!’ ettirene ‘Oh!’ demek..

Sırpların sivil Boşnak halka cinayetin en insafsızını, tecavüzün en vahşisini uyguladığı dönemler.

Boşnak askerlerin elinde ise çok sayıda Sırp esir var. Hepsi asker. İhtimal ki, serbest olsalardı onlar da aynısını yapacaklardı. Belki de yapmışlardı. Olan biteni duysalardı içten içe sevineceklerdi.

Boşnak asker soruyor başkomutana: “Şimdi biz bu esirleri ne yapalım?” Continue reading