Son günlerde Ayşe hanımı bir mahalle turnesi sarmış gidiyor, o mahalle bu mahalle derken bu kadın yakında başını örterse hiç şaşırmam.. Yazıları değil ama her röportajında bir müslümanla konuşup “aa bu da mağara adamı değilmiş” edasında sanki yeni bir şey keşfetmiş gibi tavır sergilemesi benim hoşuma gitmiyor. Son olarak yine Esra Elönü ve bir haber7 editörü Ersin Çelik ile konuşmuş. iyi de yapmış.
Gün geçtikçe Cübbeli Ahmet televizyonda konuşacak, esra yazacak ve birileri müslümanların da normal insanlar gibi yaşadığını anlayacak. Yazdıkları hoşumuza gitsin veya gitmesin bunun bir asimilasyon çalışması olduğuna inananlar olsa da ayşe arman bu arı kovanına çomak sokmakla iyi bir iş yapıyor gibi geliyor bana.. Buyurun size son röportajlarından bir kuple:
Günah işlenmek için var, tövbe kapısı da gidilmek için…
Diziye, Esra Elönü ile devam ediyoruz. Genç bir kalem, farklı bir kalem. Haber 7′de Feride’nin Günlüğü köşesini hazırlıyor. Marmara FM’in Genel Yayın Yönetmeni ve Star Gazetesi yazarı. Bugüne kadar yazdığı 5 kitabı var. Eski mahallenin yeni yüzü olarak, geleneksel anlamda kemikleşmiş davranış biçimlerinin din diye yutturulmasına şiddetle itiraz ediyor. Ama eleştirilerini, gerçek dindarlara, gerçek Müslümanlara yöneltmediği konusunda aşırı titiz. Onun laf ettikleri çifte standart kullanan dinciler…
- Esra Elönü, siz muhafazakâr kesimin “haşarı kızı”sınız, “uzaylısı”sınız, yazdıklarınızla, söylediklerinizle “aykırısı”sınız… Örtünüzü farklı takıyor olmanız, çevrenizde sorun yarattı mı?
- Evet, her zaman. Ama yılmadım. Taa en başından beri, “Başörtüsünün bir tek modeli olmaz!” dedim. Bunu yürekten savundum. Örtümü farklı atraksiyonlarla bağladım. Camia, bu tür çıkışlara pek alışık olmadığı için, dogmalarını kıramamış bazı insanların tepkisine maruz kaldım. Ama beni durdurabilene aşk olsun…

Ayşe Arman ve Esra Elönü
- Mahallenin “delisi” olarak mı algılanıyorsunuz?
- Evet. Ama ben bu deliliği seviyorum. Akla faydalı bir şey. Kreatif düşünceyi, özgürlük duvarını zorlayan bir şey. Benim de kendime göre argümanlarım olduğu için, pek sıkıntı yaşamadım, daha doğrusu kulağımı tıkadım, yoluma devam ettim.
- Neler dediler?
- “Böyle örtünmek olur mu?” dediler. Satanist olduğumu söyleyenler bile çıktı. Bir kısmı, beni münafık olmakla suçladı. Bir kısmı da çok ağır küfretti…
- Ölüm tehdidi aldığınız doğru mu?
- Evet aldım, o da var. Bizler maalesef, içimizdeki başörtüsü sorununu aşamadık. Tek tip bir başörtüsü yarattık. Nedir? Hanım hanımcık bir model. Mazbut bir kadın kimliği. Bunu biraz zorlamaya başladığınızda, kafanıza vuran eller ve yüzünüze sokulan bazı gerçeklerle karşılaşıyorsunuz. Benim zorluğum burada. Hâlâ bunu yaşıyorum.
Diğer Yazı:
Günah işlenmek için var, tövbe kapısı da gidilmek için…

Ersin Çelik ve Arman
Futbol hastası. Radyoculuk da yaptı, tiyatro da. Şu an haber7.com’un editörlüğünü yapıyor. O da muhafazakâr erkeklerin, muhafazakâr kadınları toplum içinde sınırladığını düşünüyor…
Siz de camianızda “aykırı” olarak tanımlanıyorsunuz, neden?
- Karşı mahalleyi seviyorum belki ondandır. İmam hatip mezunuyum, Kuran kursunda okudum, Erzurumluyum ama 4 çarpı 4 Müslüman değilim, belki de ondandır.
Nasıl yani?
- Hani dört dörtlük Müslüman diye bir kavram var ya, ben öyle değilim. 4 çarpı 2 Müslüman’ım. 5 vakit namaz kılamıyorum. Dini tam olarak yaşayamıyorum. Bu bir itiraf değil, görünen köy. Kimseyi kandırmak istemiyorum. Nasıl görünüyorsam öyleyim.
Son derece samimi geldi söyledikleriniz bana, imam hatipte okurken de bir tiyatro oyununda travestiyi canlandırmışsınız…
- Evet. Bir süre dalga geçtiler ama pek aldırmadım…
Bu gücü nereden buluyorsunuz?
- Özgüven. Ne yaptıysam kendim yaptım, hayatım mücadeleyle geçti, o yüzden kimseye pek eyvallahım yok. Gazeteciliğe de, ofisboylukla başladım. Ben 1 yaşındayken babam ölmüş, annem 4 tane çocuk büyütmüş, en küçüğü benim. Babadan kalan tek maaşla. Onunla çok gurur duyuyorum. İmam hatibe, İzmit’te başladım. Bir ara karışık okumayı denedim, beceremedim, tekrar erkek imam hatibine döndüm.
Neden?
- Kızlara karşı bir meyillenme hissettim kendimde.
Kızlara âşık olsanız ne olurdu ki…
- Aşk-meşk derken baktım olmayacak, okuyamayacaktım.
Demek ki siz kendinizi imam hatipte güvende hissettiniz?
- Belki. Ama imam olmak için gitmedim. Benden imam olmaz zaten.
İmam hatipte erkekler arasında kız geyiği yapılmıyor mu?
- Çoook. Karşı binada bir kız balkona çıktığı zaman, okulun yarısı camlara yığılıyor.
Bu anlamıyla düz liseden bir farkı yok yani…
- Yok tabii. Sadece kız yok sınıfta. Bir de tabii, dini eğitim veriliyor. Tabularını yıkmamış hocalar da var, onlarla da mücadele ediyorduk. Kafana jöle sürdüğünde, kot pantolon giydiğinde sana kötü bakan, fırça atan öğretmenler. Ama bu ülkede imam hatiplerden çok Kuran kurslarında sıkıntı var. İmam hatip öncesinde, ön ergenlikte, Kuran kursuna gidilir. 11 yaşında ilkokul bittikten sonra götürüp bıraktılar beni. Sadece 21 gün sabredip, hiç bilmediğim İstanbul’da otobüse bindip geri eve döndüm. Kaçtım yani…
Neden?
- Baskı. Özgür olmak istiyordum, televizyon izlemek istiyordum. Onlar sürekli din eğitimi, din eğitimi. O çocuklar mezun olduktan sonra patlıyorlar, inanılmaz bir baskı var. Cenneti anlatıyorlar, cehennemi anlatıyorlar, bir çıkıyorsun, hayır hayat bu değilmiş diyorsun. İmam hatipte illa oruç tutacaksın, namaz kılacaksın diye bir dayatma yoktu. İmam hatipten mezun, kabuğunu kırmış bir sürü insan vardır. Bir Ahmet Hakan örneği var mesela.
İmam hatipten sonra…
- 28 Şubat sürecinde, başörtüsü eylemlerinin tam göbeğindeydik, polis yoklama alıyordu. Baktım, üniversiteyi kazanamayacağım, “Askere gideyim” dedim. O zamanlar biz şöyle görüyorduk, “Ecevit ölse, bu sorun hallolur!” Ecevit öldü, hiçbir sorun hallolmadı. Ordu, bize karşı diye düşünüyorduk. Askere gittim, komutan bana dedi ki, “Oğlum, sen Allah’ın dinini, kitabını öğrenmişsin, vatana ihanet etmezsin. Seni çavuş yapıyorum. Bölük karargâhındaki bütün gizli dosyalardan sen sorumlu olacaksın!” Hem onur duydum hem de biraz koydu bu laf bana…
